MuratSahin
Kayıtlı Kullanıcı
Bir gün her şey normale dönüyor. Sevdiğin insanla güldüğünü, planlar kurduğunu, geleceği düşündüğünü hatırlıyorsun. Sonra bir şey değişiyor. Tam olarak ne zaman başladığını bile söyleyemiyorsun.
Soğutma büyüsü denen şey, Türk ve Orta Doğu halk kültürünün en köklü kavramlarından biri. Yüzyıllardır anlatılıyor. Büyükanneler fısıldıyor, mahalle aralarında söyleniyor. Ama şu an, 2024-2025 itibarıyla bu konu sosyal medyada inanılmaz bir ivme kazandı. TikTok'ta "soğutma büyüsü" aramaları milyonlarca görüntülemeye ulaşıyor. Neden mi? Çünkü insanlar açıklayamadığı şeylere bir anlam arıyor.
Peki bu inanç nereden geliyor?
Tarihsel olarak bakarsak, büyü ve nazar kavramları Mezopotamya medeniyetlerine kadar uzanıyor. M.Ö. 2000'li yıllara ait Sümer tabletlerinde "kötü gözden korunma" ritüellerinin anlatıldığını görüyoruz. Anadolu'da ise bu gelenek Osmanlı döneminde çok katmanlı bir yapıya büründü. Hoca, dede, ocak gibi figürler toplumsal düzende manevi danışman rolü üstlendi. Soğutma büyüsü de bu kültürel zemin üzerinde şekillendi. İki kişinin arasını soğutmak, sevgisini kesmek, bağı yok etmek için yapıldığına inanılan ritüeller...
Şimdi gelelim asıl soruya.
Soğutma büyüsüne uğradığını düşünen insanlar ne hissediyor? Bunu araştırdığımda karşıma çarpıcı bir tablo çıktı. İnsanların anlattığı belirtiler şaşırtıcı biçimde birbirine benziyor. Sanki aynı senaryo, farklı ağızlardan...
İlk belirti genellikle anlamsız bir mesafe hissi. Sevdiğin kişiyle aynı odadasın ama aranızda görünmez bir cam var gibi. Dokunuşlar eskisi gibi hissettirmiyor. Gözlerinin içine bakıyorsun, bir şey eksik...
Sonra gelen şey daha tuhaf. Rüyalar. Sık sık kabus, sık sık ayrılık sahneleri. Uykudan yorgun kalkıyorsun. Sabahları bir ağırlık var üstünde, sebebini bilemiyorsun.
İştah değişiyor. Kimi insanlar hiç yiyemiyor, kimi durmadan yiyor. Beden bir şeylerin yanlış gittiğini hissediyor sanki.
İlişkideki kişi aniden soğuyor. Mesajlara geç dönüyor ya da hiç dönmüyor. Bir hafta önce seninle her şeyi paylaşan biri, şimdi yabancı gibi davranıyor. Kavga bile etmediniz. Bir açıklama yok. Sadece... soğukluk.
Şimdi dur bir dakika.
Burada kritik bir noktaya gelmem lazım. Çünkü bu belirtilerin tamamı, psikoloji literatüründe çok iyi bilinen durumlara da işaret ediyor. Depresyon, bağlanma sorunları, ilişki yorgunluğu, hatta anksiyete bozuklukları... Bunların hepsi benzer tablolar yaratıyor.
İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden araştırmacılar ve Türkiye'deki klinik psikologların büyük çoğunluğu şunu söylüyor: Büyüye atfedilen belirtilerin yüzde sekseninden fazlası, klinik olarak açıklanabilir durumlar. Özellikle ilişki krizlerinde insanlar, kontrol edemedikleri şeyleri dışsal bir güce yükleme eğiliminde. Bu, psikolojide "dışsal atıf" deniyor.
Ama işte tam burada kültür devreye giriyor.
İnanç sistemleri gerçeklik kadar güçlü olabiliyor. Bir insan gerçekten büyüye uğradığına inanırsa, beyin buna uygun tepkiler üretiyor. Plasebo etkisinin tam tersi gibi düşün. Nocebo etkisi deniyor buna. Zararlı bir şeye maruz kaldığına inanan insan, gerçekten kötüleşiyor. Bu bilimsel olarak kanıtlanmış bir fenomen.
Yani inanç, biyolojiyi değiştiriyor. Bunu küçümsemek büyük hata.
Türkiye'de 2023 yılında yapılan bir araştırmada, katılımcıların yüzde 62'si hayatlarının bir döneminde kendilerinin ya da yakınlarının büyüye maruz kaldığına inandığını belirtti. Bu küçük bir rakam değil. Altmış iki. Yani her on kişiden altısı...
Peki ne yapıyor insanlar bu durumda?
Hocaya gidiyorlar. Türkiye'de kayıt dışı faaliyet gösteren "büyü bozma" sektörünün yıllık hacminin milyarlarca liraya ulaştığı tahmin ediliyor. Kesin veri yok çünkü kayıt dışı. Ama sosyal medya reklamlarına bak, yeterince fikir verir.
Ve bu tam da tehlikeli bölge...
Çünkü bu alanda ciddi bir istismar var. Kırılgan insanları hedef alan, onlardan para sızdıran, bazen psikolojik zarar veren kişiler var. Bir kişi bana anlattı, "Hoca benden üç ay boyunca düzenli para aldı, her seferinde büyünün katmanlarını çözdüğünü söyledi" dedi. Binlerce lira...
Uzmanlar bu konuda net. Türk Psikiyatri Derneği'nin açıklamalarında ve çeşitli klinisyenlerin yazılarında sürekli vurgulanan şey şu: Eğer ilişkisel sorunlar, duygusal kopukluk, uyku bozukluğu veya iştah değişikliği yaşıyorsanız, ilk adım bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak olmalı.
Bu inanç sistemini yok saymak değil bu. Kültürel bir gerçeklik olarak saygıyla yaklaşmak
Soğutma büyüsü denen şey, Türk ve Orta Doğu halk kültürünün en köklü kavramlarından biri. Yüzyıllardır anlatılıyor. Büyükanneler fısıldıyor, mahalle aralarında söyleniyor. Ama şu an, 2024-2025 itibarıyla bu konu sosyal medyada inanılmaz bir ivme kazandı. TikTok'ta "soğutma büyüsü" aramaları milyonlarca görüntülemeye ulaşıyor. Neden mi? Çünkü insanlar açıklayamadığı şeylere bir anlam arıyor.
Peki bu inanç nereden geliyor?
Tarihsel olarak bakarsak, büyü ve nazar kavramları Mezopotamya medeniyetlerine kadar uzanıyor. M.Ö. 2000'li yıllara ait Sümer tabletlerinde "kötü gözden korunma" ritüellerinin anlatıldığını görüyoruz. Anadolu'da ise bu gelenek Osmanlı döneminde çok katmanlı bir yapıya büründü. Hoca, dede, ocak gibi figürler toplumsal düzende manevi danışman rolü üstlendi. Soğutma büyüsü de bu kültürel zemin üzerinde şekillendi. İki kişinin arasını soğutmak, sevgisini kesmek, bağı yok etmek için yapıldığına inanılan ritüeller...
Şimdi gelelim asıl soruya.
Soğutma büyüsüne uğradığını düşünen insanlar ne hissediyor? Bunu araştırdığımda karşıma çarpıcı bir tablo çıktı. İnsanların anlattığı belirtiler şaşırtıcı biçimde birbirine benziyor. Sanki aynı senaryo, farklı ağızlardan...
İlk belirti genellikle anlamsız bir mesafe hissi. Sevdiğin kişiyle aynı odadasın ama aranızda görünmez bir cam var gibi. Dokunuşlar eskisi gibi hissettirmiyor. Gözlerinin içine bakıyorsun, bir şey eksik...
Sonra gelen şey daha tuhaf. Rüyalar. Sık sık kabus, sık sık ayrılık sahneleri. Uykudan yorgun kalkıyorsun. Sabahları bir ağırlık var üstünde, sebebini bilemiyorsun.
İştah değişiyor. Kimi insanlar hiç yiyemiyor, kimi durmadan yiyor. Beden bir şeylerin yanlış gittiğini hissediyor sanki.
İlişkideki kişi aniden soğuyor. Mesajlara geç dönüyor ya da hiç dönmüyor. Bir hafta önce seninle her şeyi paylaşan biri, şimdi yabancı gibi davranıyor. Kavga bile etmediniz. Bir açıklama yok. Sadece... soğukluk.
Şimdi dur bir dakika.
Burada kritik bir noktaya gelmem lazım. Çünkü bu belirtilerin tamamı, psikoloji literatüründe çok iyi bilinen durumlara da işaret ediyor. Depresyon, bağlanma sorunları, ilişki yorgunluğu, hatta anksiyete bozuklukları... Bunların hepsi benzer tablolar yaratıyor.
İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden araştırmacılar ve Türkiye'deki klinik psikologların büyük çoğunluğu şunu söylüyor: Büyüye atfedilen belirtilerin yüzde sekseninden fazlası, klinik olarak açıklanabilir durumlar. Özellikle ilişki krizlerinde insanlar, kontrol edemedikleri şeyleri dışsal bir güce yükleme eğiliminde. Bu, psikolojide "dışsal atıf" deniyor.
Ama işte tam burada kültür devreye giriyor.
İnanç sistemleri gerçeklik kadar güçlü olabiliyor. Bir insan gerçekten büyüye uğradığına inanırsa, beyin buna uygun tepkiler üretiyor. Plasebo etkisinin tam tersi gibi düşün. Nocebo etkisi deniyor buna. Zararlı bir şeye maruz kaldığına inanan insan, gerçekten kötüleşiyor. Bu bilimsel olarak kanıtlanmış bir fenomen.
Yani inanç, biyolojiyi değiştiriyor. Bunu küçümsemek büyük hata.
Türkiye'de 2023 yılında yapılan bir araştırmada, katılımcıların yüzde 62'si hayatlarının bir döneminde kendilerinin ya da yakınlarının büyüye maruz kaldığına inandığını belirtti. Bu küçük bir rakam değil. Altmış iki. Yani her on kişiden altısı...
Peki ne yapıyor insanlar bu durumda?
Hocaya gidiyorlar. Türkiye'de kayıt dışı faaliyet gösteren "büyü bozma" sektörünün yıllık hacminin milyarlarca liraya ulaştığı tahmin ediliyor. Kesin veri yok çünkü kayıt dışı. Ama sosyal medya reklamlarına bak, yeterince fikir verir.
Ve bu tam da tehlikeli bölge...
Çünkü bu alanda ciddi bir istismar var. Kırılgan insanları hedef alan, onlardan para sızdıran, bazen psikolojik zarar veren kişiler var. Bir kişi bana anlattı, "Hoca benden üç ay boyunca düzenli para aldı, her seferinde büyünün katmanlarını çözdüğünü söyledi" dedi. Binlerce lira...
Uzmanlar bu konuda net. Türk Psikiyatri Derneği'nin açıklamalarında ve çeşitli klinisyenlerin yazılarında sürekli vurgulanan şey şu: Eğer ilişkisel sorunlar, duygusal kopukluk, uyku bozukluğu veya iştah değişikliği yaşıyorsanız, ilk adım bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak olmalı.
Bu inanç sistemini yok saymak değil bu. Kültürel bir gerçeklik olarak saygıyla yaklaşmak